Pazar, Ocak 20, 2008
polonya melek milli voleybol takımı
polonya bayan milli voleybol takımı pekin'de düzenlenecek olan 2008 yaz olimpiyat oyunlarına katılacak takımı belirlemek için almanya'da düzenlenen şampiyonanın finalinde rusya'ya 3-2 mağlup olmaktan kurtulamadı..
maçı izleyemedim ama 2-0 geriden gelip maçı çevirecek noktaya kadar ilerlemiş polonyalılar.. malesef olimpiyatlarda göremeyeceğiz kendilerini.. malesef diyorum çünkü bu takım anormal güzellikte (evet abartıyorum) insanlarla dolu..
her şey katarzyna(kasia) skowronska ile başladı.. ardından milena rosner , eleonora dziekiewicz falan derken insan kendini kaybedebiliyor.. bir de şöyle bir şey var ki akıllara zarar: buradan..
bu güzel insanları olimpiyatlarda göremeyecek olmak kötü..
hırsın dışavurumu
marat safin eski günlerini özletiyor bize.. avustralya açık 2008'in ikinci turunda rum tenisci marcos baghdatis ile eşleşti.. marcos da eğlenceli bir oyuncu.. o ayrı bir başlık konusu.. marcos ilk iki seti almış bir üst tura emin adımlarla ilerlerken safin birden diriliyor ve harika 2 set sonunda skoru setlerde 2-2'ye getiriyor.. son sette ise istediği vuruşları yapamıyor ve en sonunda sinirini raketinden çıkarıyor.. raketin hali içler acısı.. bakınız..
nesneler olmasa kendimize çok zarar vereceğiz anlaşılan..
Cumartesi, Ocak 19, 2008
eurosport akıllı olsun!
bu sabaha karşı 7'ye kadar uyumadım ve james blake ile sebastian grosjean arasındaki maçı izledim.. setlerde 2-0 önce geçen grosjean saçmalayıp maçın 2-2 olmasına neden oldu.. sonra uykum olmamasına rağmen kendimi kötü hissetmem nedeniyle maçı kapatıp yatağa girdim.. zor da olsa uyumuşum.. öğlen 1'de uyandım ve hemen bir heyecanla turnuvanın sitesine girip maçın sonucuna baktım.. grosjean maçı 2-3 kaybetmiş.. blake'i hiç sevmem bu yüzden üzüldüm..
sonra programa baktım williams sister'ın maçı in progress yazıyor.. hemen eurosport'u açıp keyifle izleyecektim ki bir de ne göreyim? kış sporları.. beyaz dağ eteklerinden kayan insanlar.. belki eurosport 2'dedir diye bakayım dedim.. orada da aynı manzara..
o yüzden diyorum ki eurosport akıllı olsun! geçen gün ne güzel saat 17:00'a kadar yayımladılar turnuvayı.. bugün neden böyle? kış sporları da güzidedir falan ama iki kanal var diğerinde göster bari.. ayıp!
bir maç izledim ve hayatım değişti
tenis izlemeye tam olarak ne zaman başladığımı hatırlamıyorum.. orta son olması lazım.. dönem ödevim bir kitap okumak ve kitap hakkında yazmaktı.. ben o kadar bunalmıştım ki kitaptan, tv'de ne var ne yok diye gezerken avustralya açık'a rastlamıştım.. trt 3 sağolsun.. reklamsız ve ara vermeden yayımlardı.. o haftayı ödevle uğraşmaktansa tenis izleyerek geçirdim..
belirli bir zaman sonra tenis maçlarının topun bir sağa bir sola gidişinden ibaret olmadığını; tenis turnuvalarının harika bir kültüre sahip olduğunu fark ettim.. korttaki izleyicilerin oyunculara olan saygısı ralliler sırasındaki sessizlik ve hata yapılarak verilen bir puanın alkışlanmaması olarak yansıyordu.. (özellikle wimbledon bu konuda yalamış yutmuş bir izleyiciye sahip.) ballboyların maç içerisindeki hareketlerini, hakemlerin duruş yerleri ve biçimlerini, aralarda sporcuların yaptıklarını hepsini dikkatlice izlemeye başladım.. evian adlı meyve suyunu içiyolardı mesela (evet meyve suyu, o zamanlar renkli su olabileceği fikri bana pek mantıklı gelmemişti).. muz yerlerdi genellikle.. bacaklarına havlu sererlerdi ki soğumasın kaslar.. bu kadar dikkatli izlemeye çalışınca böyle hastalıklı bir tenis izleyicisi olarak sabah saat 8 lere kadar tenis izlemek olası oluyor..
tenis bence hem kadına hem erkeğe eşit derecede yakışan tek spor.. örneğin futbol ve basketbolu kadınlara hiç yakıştıramadım bugüne kadar.. aynı şekilde voleybolu da erkeklere yakıştıramadım.. ama tenis iki cinsiyette de harika duran bir spor gibi geldi bana hep.. bir de her fizikteki insan oynayabiliyor mesela.. uzun boylu, kısa boylu, kaslı, balık etli, zayıf.. belirli bir fiziksel kısıtlama getirmiyor basketbol ya da voleybol gibi..
türkiye'de tenise bu zamana kadar önem verilmemesi çok üzücü.. ancak son zamanlardaki girişimlerle wta tour championship'in (sponsor adıyla sony ericsson championship) 2011-2013 yılları arasında istanbul'da yapılacak olması da biz tenisseverler için ayrı bir sevinç ve övünç kaynağı teşkil etmekte.. ayrıca bu organizasyon için 10 bin kişilik bir tenis kompleksi yapılacak olması ise şukela.. ona da buradan..
sonuç olarak tenisi sevin, sevdirin.. gelecek nesiller bu spordan mahrum kalmasın..
Cuma, Ocak 18, 2008
Perşembe, Mayıs 18, 2006
başarısız yazarın denemeleri iii
tek eliyle ileri doğru uzanıp kumandayı almaya çalışıyordu edward.. fakat lanet olsundu.. ne zaman kumandayı eline almak istese ona tam kılpayı mesafe ile uzakta kalıyordu.. tıpkı ne zaman hayatının kumadasını eline almaya kalksa kendine iyice uzalaştığı gibi.. diğer elini ve hatta vücudunu oynatamıyordu çünkü o tarafın üstünde 54 kilo ağırlığında bir kız arkadaş uyumaktaydı ve onun uyanması edward'ı çok üzerdi.. fakat kahretsindi.. oow fucktı.. holişitti.. antenden gelip tüpten geçerek fosforlu ekrana çarpan elektronların oluşturduğu görüntülerde tuttuğu takımın şampiyonluğu kaybedişi vardı.. evet fakirdi edward bir plazma tv alacak parası yoktu belki ama sıcak bir evi, 54 kiloluk bir sevgilisi ve bir baba hindisi vardı.. alt indisi 2 idi edwardın.. tıpkı su molekülündeki hidrojen gibi..ve inanın bana makas elleri yoktu.. susamıştı, kız arkadaşını yavaşça, tıpkı öss'de çözdüğü sorunun cevabını dili hafifçe dışarda, yuvarlağı taşırmadan işaretlemeye çalışan bir öğrenci gibi kaldırdı.. bu işlem 4 dakika sürdü..
mutfak yolunda aklından türlü türlü fikirler geçiyordu edward'ın.. çalıştığı şirket gece ışıkları açık unuttuğu için gelen yüklü elektrik faturasını ödeyemeyerek kapanmıştı.. şu an işssizdi.. inanır mısın kahvaltıda kuru ekmek yiyordu.. tüm bunları düşünürken mutfağı geçip banyoya kadar gitmişti.. çişinin geldiğini fark etti..
banyonun ışığını yakmaya çalıştı fakat ampül daha 2 gece önce patlamıştı.. hatta o da ampülü söküp sallayarak içindeki flaman telin çıkardığı sesi dinleyip "ehehehh ğığğğ" şeklinde sevinmişti.. ama unutkandı edward.. dedim ya fakirdi, yeterli b12 vitamini ve omega asitlerini alamıştı bünye.. banyo aynasının önüne geçip 5 gündür kesmediği sakallarını sıvazladı.. "hmmmrrpfss" diye söylenerek çişini yaparak dışarı çıktı..
mutfağa girdiğinde akşamdan kalma bulaşıklara ve yemek artıklarının etrafındaki yaşam formlarına baktı.. umursamaz bir tavırla evyeden bir bardak alıp dolaba yöneldi.. o an bir levye olsa indirecekti kafasına belki de kim bilir? dolaptaki şişe yarılanmıştı, bardağa su koyup şişedeki suyu dikti kafaya zira şişe daha temizdi.. şişeyi doldurmak için 19 litrelik damacanaya yöneldiğinde onun da boş olduğunu gördü.. vat dı fak iz goying ondu.. bardağa koyduğu suyu tekrar dikkatlice şişeye doldurup şişeyi dolaba yerleştirdi.. ve tekrar oturma odasının yolunu tuttu..
hayatta tutanacak tek şeyi olan sevgilisinin yanına geldi ayak uçlarında yürüyerek.. tekrar onu uyandırmadan kucağına yatırıp eski pozisyonu sağladı.. bu işlem 6 dakika sürdü.. tam oh be huzura bak diyecekken tv'ye takıldı gözü.. tuttuğu takımın kaybettiği kupa maçı vardı ve tv kumandası hala uzaktaydı...

